Ev Sevmedİğİm Mİlletten En Sevdİğİm İnsan Çıktı


1. Bölüm

Bugün size hayatımda yaşadığım en dolu dolu ilişkiden bahsedeceğim. Yazdığım, çizdiğim, çektiğim, poz verdiğim bir sürü anı var ama burada da olmasını istedim.

Hayatım boyunca geceleri o bar senin, bu bar benim dolaşan insanlardan olamadım. Evde içmeyi, evde müzik dinlemeyi, evde kafayı bulmayı tercih ettim. Bu yüzden bar ya da club ortamında biriyle tanışma olayım benim için oldukça sınırlı. Buna rağmen hayatımda tanıştığım en kafa, en harika, en uyumlu, en güzel insanla Tekyön'ün önünde karşılaşmıştım.

Yıl 2012. İlhan diye bir arkadaşım var, o zamanlar Ankara'da okuyordu. Tatilde İstanbul'a ailesinin yanına geldiğinde bana telefon açtı, görüşelim filan dedi. Birkaç arkadaşı daha var, ekibi toplamış bara gideceğiz, sabaha kadar eğleneceğiz. Ben de bir değişiklik olur diye kabul ettim. Süslendim, püslendim (üzerimde beyaz bir tişört vardı, ne süslüyüm ne süslüyüm aha) yola koyuldum.

Akşama doğru Taksim'de buluştuk. Toplam 5 kişiyiz. İlhan'la Hasret gidermeler, diğerleriyle tanışmalar, dedikodular, yaşanmışlıklar filan derken geyiğin dibine vuruyoruz. Gayet eğlendiğim saatler. Bir de İlhan o gece için biriyle konuşmuş, ilk defa buluşacaklar. Adını unuttuğum bir gay cafe vardı, bu Gabile'nin barının olduğu sokağın sonundaydı, 12'ye kadar da orada takılıp bir şeyler içmiştik. Sonra gittik bara, uzatmıyorum buraları çünkü bir bok yok. 


Oldum olası yüksek sesli mekanları sevemiyorum, yaşım 24 değil de 74 sanki. Dans etmeyi sevem bir yanım da yok, çünkü oldukça komik gözüküyorum dans ederken. Ben kenardan oturup içkimi içerken millet bir anda dağıldı. Kaldım tek başıma, etrafı gözlemliyorum. 18 yaşında bile göstermeyen, sakalı olmayan bir çocuk 55 - 60 yaşlarındaki bir adama kucak dansı yapıyordu karşımda. Ağzım açık kalmıştı, görüntüyü hala unutamam. Haplandığı belli olan bir genç hayatımda gördüğüm en abuk subuk hareketleri yaparak dans pistinde çılgın atıyordu. Bir sürü kişi öpüşüyordu, bir sürü kişi konuşuyordu. Ortam panayır gibi, ne ararsan var. İnanılmaz da kalabalık. 

1 saat kadar dayanabildikten sonra tuvalete gitmek istedim, tuvaletin içini gördükten sonra geri kaçtım. O sırada tuvaletin önünde bizim ekipten iki çocuk bayağı bir öpüşüyordu. Kendilerini iyice kaptırmışlar, kimseyi umursamadan yiyişiyorlar. Bunaldığımı hissetim, biraz dışarı çıkayım derken bir el popoma yapıştı. Adam bildiğin avuçladı ve sıktı götümü lan! Ters bir şekilde döndüm, onun da zaten dünyası dönmüş. Elini sertçe çekerek o kalabalıkta kendimi dışarı tam atmıştım da bir yere takıldım ve elimdeki cep telefonu uçtu. Her zaman reflekslerim iyi olmuştur, cep telefonunu havada takip ederken ani bir hareketle yere düşmeden yakalayıverdim. Kendimle gurur duyma seansı yaşadığım sırada yan taraftan bir alkış sesi geldi. Üstüne bir de yüksek sesle "Bravo!" Şöyle bir döndüm, biri beni alkışlıyor. 

İlk cümlesi "Mükemmel yakalayıştı" oldu. Bana kurduğu ilk cümle bu olmuştu. Gözlerimi gözlerine diktim, gözlerinde denizi gördüm. Öhöm öhöm, hiç böyle cümleleri sevmem haha. Sakalı, bıyığı, yüzü, gözü, yanağı, saçları, gamzeleri, dudakları ve daha fazlası... Gel beni ısır, ye diye haykırıyordu resmen. Genelde sempatik ve güleç yüzlü insanlar benim tipimdir ama bunda hem sempatik hem de sert bir taraf vardı. Lokum resmen!

Onun cümlesinden sonra ben de "Teşekkürler" dedim. Bu da benim ona kullandığım ilk cümle olmuş. Bırt kaldı yanında resmen. Salaş, ama tarz bir şekilde giyinmişti. Hipsterlık ya da Bülent Ersoy uçluğunda değil asla. Kendine ait bir tarzı olduğu belli oluyordu. Hiç yüzük takmamıştı ama 2 tane kolyesi ve sol elinde 5 - 6 tane bilekliği vardı. Sağ bileğinde ise küçük bir dünya haritası dövmesi vardı. Elini uzattığında görmüştüm, yakışıyordu.





İsmi Hakan ve ilk defa Tekyön'e geliyormuş. Ben de ilk defa gelmiştim. Fransız ismi de vardı ama onu boşverin. Onu kendime saklayayım. Galatasaray Üniversitesi'nde okumuş, sonra da Fransa'da yüksek lisans yapmış. O zamanlar son sınıftı... Annesi Fransız, babası Türk'müş. Fransa'da doğmuş. 14 yaşında İstanbul'a gelmiş.Türkçe'si gayat güzeldi, aynı zamanda Fransızca'yı da çok iyi konuşuyordu. Benim gibi sıkılmıştı, yüksek müzik ve bu deni kalabalık ortamı o da sevmiyormuş. Aklımda o anda Fransa ve Fransızlarla ilgili esprileri dolaşıyordu. Ciddi anlamda nedenini pek bilmediğim bir şekilde sevmediğim bir millet olmuştu Fransızlar. Tabi şimdi seviyorum orası ayrı.

Biz Tekyön'ün önünde 15 dakika filan böyle genel bir muhabbet ettik, tam dayanamayıp Fransızlarla ilgili bir espri yapacakken İlhan'ı gördüm. Tuvaletin önünde öpüşen ekipten iki çocuk ve tanımadığım biri de yanındaydı. Tam o sırada çocuklardan biri bayağı bir kustu. Fazla kaçırmış sanırım. İlhan "Eve götürüyoruz, hep beraber gidelim, sonra geri geliriz" dedi. Her şey bir anda çok hızlı oldu ve ben bir şey diyemeden Hakan'ın yanından ayrıldım. Arkamdan şaşkın gözlerle bakıyordu. İlhan'a beni çekiştirme diyorum ama durmuyor bile. Şaka gibi gidiverdim öyle.

Otoparka geldik, arabaya bindik ve Kartal'a doğru yola koyulduk. Çocuklardan birinin evi oradaydı ve ikisini de oraya bırakacaktık. Arabaya bindiğimizde Hakan'la iletişime geçecek hiçbir bilgim olmadığı aklıma geldi. Telefonunu almamıştım, ona nasıl ulaşacaktım? Bu düşünce beynimi kemirip duruyordu. Gayet sıcak duygular hişssettiğim bir insanla tüm ilişkim 15 dakikalık ayaküstü bir sohbetten ibaret olamazdı.

Arabayı süren İlhan'a gaza basmasını söyleyip durdum. O sırada ekibin son üyesi ortada yoktu, onun yerine İlhan'la tanışmaya gelen çocuk vardı arabada. Ve resmen bana sırnaşıyordu. Elimi tutuyordu, parmaklarıma bakıyordu, kafasını yaslıyordu, iltifat ediyordu. Zaten hep böyle olur. Gelmez gelmez gelmez, geldi mi de birden fazla geliverir amk! Bir yandan Hakan'ı düşünüyorum, bir yandan daha hızlı sürmesi için İlhan'a bağırıyorum, bir yandan da yanımdaki şırnaşığın eline koluna hakim olmasını sağlamaya çalışıyorum. Sinir krizinin eşiğindeki GHH!!!

Kartal'a vardık, evi de amma uzaktaymış şeronun! Arabadan iner inmez bu sefer de öteki kustu. Bir de yere düştü. Bunların yanına şırnaşığı bıraktık, İlhan'la nöbetçi eczane aramaya başladık. Aradık durduk, en sonunda bulduk. İlaçları alıp geri döndük. Çocuklarla ilgilendik, soyduk, yatağa yatırdık, başlarında bekledik derken şırnaşık "Geri dönmeyelim, benim evim yakın. Hem geç oldu, bende kalın dinlenin" gibisinden bir şeyler zırıldadı. İlhan'ın bu fikre sıcak yanaştığı görünce kesin bir dille geri döneceğimizi belirttim. Şırnaşık bunu duyup inat edince o zaman "kendisini de eve bırakmalarını, zaten İlhan'ın o gece çağırdığı halde onla ilgilenmediğini" söyledi. İtiraz etme hakkımı doldurduğum için, bizim Pezo İlhan'a kızıp Pendik'teki evine götürdük şırnaşığı. İnerken bir de bana "Sen de gel, kimse yok. Eğleniriz bol bol" demişti. Cevap olarak suratına kapıyı setçe kapatmıştım. Beyaz atlı prens varken sikişi düşünecek değildim. Düşünecek olsam da beyaz atlı prensle düşünürüm. Başkasıyla buluşmaya gelip başkasıyla ilgilenen ve hiç cümle bile kurmadan seks olayına giren biriyle değil.

Tekyön'den ayrılalı iki saat olmuştu ve benim içimde hiçbir ümit belirtisi yoktu. Saat 4 olmuştu, gecenin sonuna yavaş yavaş geliyorduk. Ama gitmek istiyordum, ne olursa olsun gitmeliydim. İlhan "Ben pek gitmek istemiyorum, geri dönmeyeceğim. Gel bende kal" deyince bütün ümitlerim suya düştü. İtiraz bile edemeden Maltepe'deki evine geldik, o girer girmez benim yatağı hazırladı, sonra da yattı. Saat 4.30'du ve gözüme uyku girmiyordu.

Beynimin sesini dinlemek yerine kalbimin sesini dinledim. Sessizce kalktım, arabanın anahtarlarını aldım ve yola koyuldum. Gaza bayağı basıyorum ama hız sınırını geçmemeye çalışıyorum. Köprüden geçtikten sonra arabanın benzini bitiyordu. Bir benzinciye girip benzin aldım. O sırada da İlhan'a uygun bir mesaj çekip neden arabasını aldığımı izah ediyordum. Sonra yeniden yola koyuldum, yolculuğumuzun başladığı otoparka geri gelmiştim. Hemen arabadan indip ve koşmaya başladım. Saat 5'i geçiyordu, içimdeki son umut ışığı da sönmek üzereydi.

Tekyön'ün sokağının başındaydım, aşağıya doğru yardırmaya başladım. Hala kalabalıktı, hala insanlar vardı. Kapının etrafında kimse yoktu. Sağa sola baktım, kimseyi göremedim. Belki içeridedir diye düşünüp hemen daldım. Işığım sönüyordu, insan sayısı azalmıştı ama yine de kalabalıktı. Yüzleri incelemeye çalışıyordum. Alt kata baktım, tuvalete baktım, üst kata çıkıp oraya da baktım. Yok, yok, yok! Lanet olsun diye kendi kendime sövüp duruyordum.

Zaten burada olmasını beklemek saçmaydı. Sadece merak ettiği için gelmişti, tabi ki de bu kadar uzun kalması anlamsız olurdu. Hayal kırıklığı ile bardan dışarı çıktım. Üzgündüm. Hislerime güveniyordum, yanılmış olamazdım. Karma oyun oynamıştı. Gidip arabada uyumak, unutmak istedim. Adımlarımı yokuşa doğru atmaya başladım.

Azıcık yürümüştüm de bir parmak sırtıma dokundu. Yavaşça arkamı döndüm veeeeeeee.... İşte karşımdaydı! Gözlerimi ovaladım, evet evet buradaydı. Yanında da bir kız vardı. İstanbul'daki en samimi arkadaşıymış. Umutlarımın tükendiği bir vakitte onu böyle karşımda görünce hemen sarıldım, sonra ne yaptığımı anlayınca kendimi çektim. Böyle aniden gittiğim için şaşırmış, ama beklemeye karar vermiş. 2 arkadaşı da hemen birilerini bulup ayrılmış zaten benle tanışmadan önce, tek başına kalınca da ne yapacağını bilememiş. Kalmaya karar verdiği için de bir çözüm yolu düşünmüş. Hemen en yakın kız arkadaşına telefon etmiş ve buraya gelmesini söylemiş. Beşiktaş'ta oturan arkadaşı ailesi evden uyurken giyinmiş, çıkmış ve Taksim'e gelmiş. 

Kız arkadaşı olan Selin "Beraber seni bekleyelim dedik. Hiç canımız sıkılmadı, bana seni de anlattı ama tahmin edersin ki uzun uzun bahsedemedi" dedi. Beraber gülüyorduk. Lanet olsun, bir insana gülme bu kadar mı yakışır? Yüzünde gamzesi var, gel de bu adamı sevme! Daha sonra belinde de olduğunu öğrenecektim ehehe :)

Birden uykum açıldı, sonra hemen Sinem'i evine bıraktık. Bu sefer ki eve bırakma olayında hiç şikayetçi değildim. Daha sonra Hakan'la hemen telefonlarımızı aldık, yetmedi Facebook ve Twitter da verildi. Ne olur ne olmaz diye Sinem'in bilgilerini de almıştım. Kahvaltı yaptık, yürüdük, beraber esneyip durduk. Ama en önemlisi konuştuk, konuştuk ve daha çok konuştuk. En kısa zamanda yeniden görüşmek için birbirimize söz verdik (Zaten ertesi gün sabahın köründe kahvaltı için buluşmuştuk)

En son ayrılırken sarıldım. Sıcacıktı, içime güven aşılıyordu sanki... Genelde odun bir insan olduğum halde onun yanındayken kendimi güvende, neşeli, mutlu, esprili, eğlenceli, güçlü ve huzurlu hissettim. İlk kez tanışıyorduk ve ben bu duyguları hissedebilmiştim. Demek ki doğruymuş, demek ki gerçekten de böyle şeyler oluyormuş. Eve dönüş yolunda radyodaki şarkılara bağıra bağıra eşlik ettim.

Sonunda yatağıma kavuştuğumda uyku öncesi yaptığım son şey ona mesaj atmak oldu.

"Bugünü unutmayacağım"

Hemen cevap geldi..

"Ben de... Bak bu da kanıtı..."

Mesajına fotoğraf da eklemiş. İlk konuştuğumuz yere o günün tarihini yazıp fotoğrafını çekmiş. 

Sonra da mışıl mışıl uyku moduna geçerken son düşündüğüm şey "hislerim doğru söylüyormuş" oldu.

Not: Hayatımdaki en güzel günlerden birini yazdım bu yazıda. Hayatımın sonuna kadar da güzel duygularla hatırlayacağım bir gün olmuştu benim için. Sadece başlangıç bu daha. Devamında iyisiyle kötüsüyle bir sürü güzel olaylar oldu. Heyecanlı bir ilişkiydi bizimkisi, adrenalini boldu. İleriki yazılarla o olaylara da sıra gelecek. Ama şunu söyleyebilirim ki, hayatım boyunca Hakan gibi biriyle bir daha karşılaşabilir miyim bilmiyorum. Çünkü o gerçekten farklı. Çok farklı...

This entry was posted on 13 Eylül 2014 Cumartesi and is filed under ,,,,. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0. You can leave a response.

16 Responses to “Ev Sevmedİğİm Mİlletten En Sevdİğİm İnsan Çıktı”

  1. O kadar iyi anlıyorum ki :')

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yeniden İstanbul'a döndüğüm için şimdi yazıyorum :) Sein yazını da okudum, gelmiş olsaydı efsanevi olurdu ya. Ama hıncını aldın di mi ondan haha :D

      Sil
    2. ay yeni görüyom :( lsfknhlksnfdh GEBERESİCE YA HATIRLATMA

      Sil
    3. Ama çok iyiydi o yazı hahaha :D

      Sil
  2. vay be bu çok iyiydi çok çok iyiydi okuduğum en iyi tanışma yazılarından birisi diyebilirim, yaşadıklarını çok güzel aktarmışsın bende hissettim, senin geri dönmen onun bir umut seni beklemesi, kapı önüne çıkman takılıp düşmen aşk tesadüfleri sever ;) devamını bekliyor olacağım ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim OGBD :) Devamından biraz biraz kesitler yazdıp yolladım, hikayenin devamını tabi ki yazacağım. Zaten farklı biriydi, aynı yolda bu kez yazılarla beraber gidelim :)

      Sil
  3. Yanıtlar
    1. Binde bir denk gelecek bir insan işte, ama önemli olan elde tutmak haha :D

      Sil
  4. Oha ya, ilk görüşte aşk olmuş resmen :) İnsanlarla date app dışında karşılaşabileceğim yerlere gitmediğimden hiç romantik bir tanışma hikayem olmayacak sanırım haha.

    Devamını bekliyorum ben de :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Harbiden de öyle oldu, ki ben hiç inanmazdım böyle şeylere hani. Gerçekten de varmış :)

      Date app'leri dışında barlar, kafeler, bir de onur yürüyüşü var zaten ahaha. Gerçek hayatta biraz zor oluyor o işler, İstanbul'da bile öyle. Onla tanıştığım dönemde çok şanslı bir insandım, kesin ondan oldu :D

      Şimdi bir kimse bile yok, herkes bir acayip :D

      Devamı gelecek^^

      Sil
  5. Ohaa.Yine bıraktın bu çocuğu ghh?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben bırakmadım aslında, şartlar öyle gerektirdi. Ayrılma olayını da anlatacağım, biraz enteresan da :D

      Sil
  6. senin için gerçekti belki ama ben bir kurgu hikaye gibi okudum ve tatlı bir film izlemiş gibi mutlu oldum, teşekkürler... yazmaya devam etmiyorsun gibi neden?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selam Kaan, keyif aldıysan ne mutlu bana. Güzel bir şekilde aktarmaya çalıştım ve başarılı oldum sanırım :)

      Son günlerde biraz halsizlik ve hastalık var üzerimde, konsantre olamıyorum yazmak için. Yeni yeni iyileştim, en kısa zamanda yazmaya devam edeceğime emin olabilirsin :) 3 gündür işe bile gitmedim bu yüzden :(

      Sil
  7. Aa galatasaray demek.Eğitimli kariyeri çocuk.:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tam Esra Erolluktu, kaptırdım yaban ellere ama :D

      Sil